Tat, Koku ve Benlik
- Gülce Aydemir
- 3 saat önce
- 1 dakikada okunur
Gastronomi yalnızca damakta kalan bir lezzet değil, aynı zamanda kokular ve imgelerle ruhun derinliklerine inen duyusal bir keşiftir. Bir tadın hafızamızda

yarattığı yankılar, bazen bizi kozmosun sonsuzluğundan kendi içimize sürükleyen bir rüyaya dönüştürür.
Adam bir rüya gördü. Kozmosun ışıkları arasında salınarak benliğini arıyordu. Halüsinatif gölgelerin çevresinde dolanırken, dokunduğu her bir gerçeklik saçlarının arasına gömüldü. Hiçbir şeyin anlam ifade etmediği bu varoluşta, gevrek ve fındıksı bir kokunun süzülüşünü takip ederek hayallerine daldı.
Gözlerini yeniden açtığında, sanki mavi boncuklardan oluşan bir okyanusun içindeydi. Yorulana kadar dalgalarıyla oynadığı bu deniz, onu huzurlu bir şekilde karaya bırakırken alnına narin bir öpücük kondurdu. Teninde hissettiği sıcaklıkta, sanki ezelden beri onunlaymış gibi derin bir samimiyet buldu. Ayağa kalktı ve karşısında duran tapınağı gördü; hepsinden yüce, hepsinden yakındı.
Tapınağın içine girerken, duyduğu mutluluktan kalbi yerinden çıkacakmışçasına çarpıyordu. İçeri girdiğinde, ona en uzak sandığı o tek şeyin aslında başından beri orada olduğunu fark etti: Bir ayna. Aynanın içinde kendinden farklı görünen ama bir o kadar da ona, kendi benliğinden daha yakın binbir parçası vardı. Ürkerek aynaya doğru bir adım attı. O sırada ayağının altından kayan mavi bir boncuk, aynaya doğru yuvarlanarak ona güven duyabileceğini anımsattı. Bir, iki, üç adım derken adam aynaya doğru koşmaya başladı. O an hatırladı ki; her şey her zaman onun içindeydi, ondan çok daha derin bir andaydı. Büyülenmiş bir halde aynanın önünde dikildi ve elini uzattı. Dokunduğu an, yere düşerken görünen tek bir haşhaş tanesiydi.
Adam uyandı ve uyuşuk bir şekilde gözlerini dünyaya yeniden açtı. Hayatın sırrını çözmüş bir edayla girdiği mutfağında, rüyasındaki o parçayı buldu ve haşhaşlı çöreğinden büyük bir ısırık aldı.




Yorumlar